EĞİTİM NEREDE BAŞLAR?

Eğitim Nedir?

Genel manada eğitim, bir insanın; duygusal, bedensel, zihinsel olarak sahip olduğu yeteneklerini belirlenen amaç doğrultusunda geliştirmesidir. Bilgi kazanmak, davranışlarını geliştirmek yolunda atılan adımların hepsi eğitimin kapsamında yer almaktadır. İsteyerek ve kasıtlı olarak değişimler geçirmek eğitimin bir parçası olarak tanımlanmaktadır.

Sosyalleşme Süreci Nasıl Başlamalı?

Sosyal bir varlık olan insan, sosyalleşmeyi yakın çevreden başlayarak uzak çevreye doğru açılan yelpazede deneyimleyerek elde eder. Anne karnında duyduğu dış seslerden annenin psikolojisine, beslenmesine, kadar her şey çocukta iz bırakır.

Kimi zaman çocuklarda şahit olduğumuz “Çevremizde böyle bir davranış yoktu, bu nereden çıktı.” dediğimiz hususlarda arkadaş veya okul çevresine odaklanırız da dönüp geriye bakmak aklımıza gelmez. Eğer anne; bu kritik süreçte onu psikolojik olarak zorlayacak, üzecek olaylara şahit olursa doğacak çocuğun da ileride birtakım ruhsal ve davranışsal sıkıntılar yaşaması muhtemeldir. Bu bakımdan annenin ve bebeğin ideal bir süreç geçirmesi için babanın ile yakın çevrenin desteği önemlidir.

Çocuk dünyaya geldikten sonra da göreceği bakım ve ilgi onun her alanda potansiyelini etkileyen en önemli unsurlardandır. Kimi zaman ebeveynler için yoğun ve yorucu geçen bu süreçte çocuk için göstermekten kaçındığımız fedakârlıklar ya da çocuğun kendini gerçekleştirmesini engelleyen aşırı ilgili tutumlar çocuk için zararlı olabilir.

Olumsuz Ebeveyn Tutumları Nelerdir?

– Bu konuda birçok tutum sayabilsek de birkaçını ele alalım. Çocuğuna yeterli zaman ayırmama en çok karşılaşılan sıkıntılardandır. İş hayatının koşuşturması, yorgunluk ya da farklı sebeplerle çocukla iletişimin, etkileşimin sınırlı olması ve sevginin paylaşılamaması, çocukta değersizlik hissi oluşturabileceği gibi kavaram dünyasının dar kalması sebebiyle dil gelişimini de olumsuz etkileyebilir. Böylece çocuk konuşmada gerilik yaşayabilir hatta geç konuşabilir.

Çocuğa karşı ilgisizlik kimi zaman temizlik, sağlık, beslenme, bakım, eğitim vb. konularda da karşımıza çıkabiliyor. Çocuğa yeterli ilgi ve sevgi gösterilmediğinde onun sadece duyguları değil beyni ve zekâsı da sağlıklı gelişemiyor.

– Sponsor baba (ebeveyn) olmak yani çocuğun tüm ihtiyaçlarını belki de fazlası ile karşılamak ise çocuktaki muhtemel sıkıntıları çözemeyecektir. Kişi para vererek, çocuğun maddi ihtiyaçlarını karşılayarak, onu çeşitli eğitim, danışmanlık ya da rehberlik kurumlarına vererek oradan alacağı hizmetle babalık-annelik görevini yaptığını düşünebilir. Bu tabi ki çok önemlidir ancak muhtemel problemlerin çözümünde tek başına yeterli değildir. Çocuğun geçmişte kazandığı tutum ve davranışlar, hâlihazırda gördüğü ebeveyn tutumları ve arkadaş çevresi onun hareket, kabiliyet ve öğrenmeye karşı tutumunu etkilemeye devam edecektir. Dolayısı ile çocuğun birçok konuda masraflarının karşılanıyor olması onu bu etkilerden uzaklaştırmayacaktır.

– Çocukların her durumu ile ilgilenen anne-babalar kimi zaman da olmayan dertlerin peşinde koşarak adeta kendilerine çözülecek bir mesele arayabilmektedir. Çocuğa faydası olmayan bu tutum yerine mevcut durumla alakalı daha fazla nasıl gelişim gösterilebileceği üzerinde durulması da faydalı olacaktır. Yoksa çocuk gelecekte her karşılaşacağı kişide, davranışta bir eksiklik arayacaktır ki bu da mutlu bir kişilik, sağlıklı bir ruh hali ortaya çıkarmaz. İçinde bulunduğu her durumda bir şeylerin yanlış olduğu ve hele de bunu tespit edemediği düşüncesi çocuk için ağır bir yüktür.

-Babaların çocuğunun eğitimini genelde anneye bırakması ve bu konuda sorumluluk almaması; annelerin ise adeta helikopter gibi çocuklarının etrafında dönmesi, çocuk için her detayı kendisinin düşünmesi, ona tercih ve gelişim hakkı bırakmaması da sorumlu, özgüvenli ve başarılı çocuğa ulaşmada karşılaşılan engellerden bazılarıdır.

Okulun Davranış Değişimindeki Rolü Nedir?

Çocuk ilk eğitimini artısı ve eksisi ile ailesinde aldıktan sonra ruhen ve bedenen belli bir olgunluğa erişince okul hayatına başlar. Burada ilk kez karşılaşacağı öğretmen, sınıf arkadaşı, defter, kitap, ödev, sınav vb. kavramlara uyumu geçmiş yaşantısı ile doğrudan bağlantılıdır. Bu süreçte zorlanan çocukların geçmişinde genellikle bir vaka ya da travma onları etkileyebiliyor, güvenli bağlanma gerçekleşmemiş olabiliyor.

Böyle bir öğrenci okula başlamada zorlandığında eğer veli tutumu okulu, öğretmenleri suçlayıcı şekilde gerçekleşirse geçmişteki eksiklere yenileri ekleniyor demektir ve bunun çocuğa da veliye de faydası yoktur. Öğretmenlerle iş birliği içinde stratejik ve tutarlı hamlelerle bu süreçler kolayca çözüme kavuşacaktır.

Okullar çocuklara grup halinde uyumlu hareket etmeyi, kalem tutmayı, makas kullanmayı, paylaşmayı, arkadaşlığı, okumayı, yazmayı, hayatı, değerleri, tarihi, dini, dili, bilimi vs. planlı bir şekilde öğreten kurumlardır. Çocukların okulda planlanan programlar dışında öğrendikleri ise birbirleriyle iletişim halindeyken gerçekleşir. Kontrol dışı bu alanda çocuklar zaman zaman birbirlerinden olumsuz da etkilenebiliyorlar ki bu noktada okulun müdahalesi verilen eğitimin yanında rehberlik hizmetleri ve disiplin uygulamalarıyla sürece katkı sağlamaktır.

Sonuç:

Tüm bu söylediklerimize bakarak insanın eğitiminin ilk olarak ailede başladığını, anne babanın ise adeta çocuğu şekillendiren birer heykeltıraş olduğunu söyleyebiliriz. Okullar ise ailede atılan temelin üzerine yeni tuğlalar koyma sorumluluğundadır. Temel ne kadar sağlamsa çocuklar da o nispette madden ve manen yükseleceklerdir.

EĞİTİM NEREDE BAŞLAR?

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here